Kaliforniya Hakkında Bilgi

6 months ago written by

Kaliforniya Amerika Birleşik Devletlerinin batısında bulunan eyalet nüfus bakımından en büyük, genişlik bakımından 3. büyük Amerikan eyaleti olup nüfusu 32 milyon civarındadır. Ekonomik büyüklük açısından ise dünyanın en büyük 5. ekonomisidir.

En büyük kenti Los Angeles kentidir.

Los Angeles gezilecek yerler listenizin ilk sırasına Santa Monica‘yı yazarak tatilinize eğlence dolu bir başlangıç yapma şansı yakalayabilirsiniz. Çünkü bir dönem Hollywood yıldızlarının göz bebeği konumunda olan bölge, şık alışveriş ve eğlence fırsatları ile doyasıya deniz keyfi yapabileceğiniz bir plajı bünyesinde barındırıyor. Kentin bu kesimine odaklandığınızda yapılabilecek aktivitelerin sınırının olmadığını kolayca kavrayabilirsiniz.

Santa Monica’da gündüzleri okyanusta yüzmek ve Kaliforniya güneşinin tadını doyasıya çıkarmak için 5,6 kilometre uzunluğundaki Santa Monica State Beach‘e gidebilirsiniz.

Plajda klasik aktivitelerle zaman geçirmek dışında International Chess Park‘ta satranç ya da farklı noktalardaki sahalarda voleybol oynayabilirsiniz.

Alternatif olarak Santa Monica Pier‘de zaman geçirebilirsiniz. Lunaparkta oyuncaklara binebilir, akvaryumu gezebilir, ücretsiz konserleri izleyebilirsiniz. Alışverişe odaklanmak istediğinizde ise 3. Cadde‘yi veya diğer adıyla Downtown Santa Monica‘yı ziyaret edebilirsiniz.

İlk defa Los Angeles’a seyahat edecekseniz gezi programınıza mutlaka şehrin ününe ün katan Hollywood‘u dahil etmenizi tavsiye ederim.

Çok sayıda film stüdyosunun bulunduğu bölge, ışıltılı görünümü kadar mimarisi ve eğlence dolu atmosferiyle de kente gelen gezginlerin yoğun ilgisini çekiyor. İlginin bu kadar göz alıcı olmasında rolü olan mekânların başında ise Hollywood Bulvarı geliyor.

Bulvarın turistik açıdan en önemli bölümünü Şöhretler Kaldırımı oluşturuyor. 1958’de açılan ikonik yaya yolunun üzerinde 2.400‘den fazla sinema ve dizi oyuncusuna ait plaka bulunuyor. 1978’de tarihi eser kapsamında koruma altına alınan kaldırıma ek olarak 1914’te inşa edilen ve Max Factor Building içerisinde hizmet veren Hollywood Museum‘u ziyaret edebilirsiniz.

TCL Chinese Theatre, Oscar törenlerine ev sahipliği yapan Dolby Theatre ile bölgenin batısında yer alan Sunset Strip de ilgiyi fazlasıyla hak ediyor.

Hazır sizlere Hollywood’dan bahsetmişken sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin değil, tüm dünyanın halen daha faaliyette olan en eski film stüdyosu olan Universal Studios Hollywood hakkında da bilgi vermek istiyorum.

Kentteki en büyük tematik eğlence parklarından biri olan tesiste dolaşırken film çekimlerine denk gelebilir, eğlenceli aktivitelere katılabilir, her yaştan bireyin ilgisini çekecek özelliklere sahip oyuncaklara binebilirsiniz.

Alışveriş ve yeme-içme olanakları bakımından bir hayli zengin içeriğe sahip eğlence parkını ilk kez ziyaret edecekseniz, çevreyi tanımak için 45 dakikalık Studio Tour‘a katılmak sizin için en ideal tercih olacaktır.

Tur bitiminde ise rotanızı üç boyutlu yolculuk deneyimi yaşayabileceğiniz hız trenlerine çevirebilirsiniz.,

Manzara seyretmeyi ve uzayı keşfetmeyi seven gezginlerdenseniz, Los Angeles tatiliniz sırasında Griffith Park and Observatory‘yi ziyaret edebilirsiniz.

New York’taki Central Park’ın 5 katı büyüklüğündeki yeşil alan 1896 yılında Griffith J. Griffith tarafından kente hediye edilmiş. Kent manzarasını seyretmek ve fotoğraflamak için en ideal noktalardan biri olan park, günün ilk ışıklarından itibaren ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

Tabii bana soracak olursanız buraya gelmek için en doğru zaman gün batımı. Güneşin yerini yıldızlara bırakmaya başladığı bu zaman diliminde harika görüntüler ortaya çıkıyor.

İkonik Hollywood tabelasını tüm ihtişamıyla görebileceğiniz parkın bünyesindeki gözlem evi, 1935 yılında Art Deco tarzda inşa edilmiş. Leonard Nimoy Event Horizon Theater’ın tarihi hakkında detaylı bir belgeselin gösterildiği tesiste, konuklara her gün üç farklı şov sunuluyor.

Dilerseniz bu şovları izleyip evren hakkındaki bilgi dağarcığınızı genişletebilir ya da akşam bahçeye çıkartılan teleskoplardan birinin başına geçip gözlem yapabilirsiniz.

Los Angeles gezilecek yerler listenize ekleyebileceğiniz bir diğer tematik eğlence parkı olan Disneyland, 1955 yılında kapılarını ziyarete açmış.

Walt Disney tarafından çocuklara yönelik bir panayır olarak kurulan tesis, zamanla genişleyerek günümüzde her yaş grubundan eğlence tutkununa hitap eden bir cazibe noktasına dönüşmüş. Bu durumun ortaya çıkmasında, hemen yan tarafında yer alan macera parkının büyük payı bulunuyor.

Bünyesinde konaklama seçeneklerinin de olduğu Disneyland’da çocuklarınız Mickey ve Minnie gibi sayısız çizgi film kahramanına yakın olma fırsatı yakalarken siz Yıldız Savaşları temalı alanlarda vakit geçirebilirsiniz.

Güneşin batması ile birlikte havai fişek gösterilerinin başladığı parkta gündüz eğlenceleri size yeterli gelmezse ekstra ücret ödeyip özel etkinliklere katılabilirsiniz.

Santa Monica’da yüzmek, güneşlenmek ya da sörf yapmak sizi yeterince tatmin etmediyse daha yoğun bir deneyim için Venice Beach‘in yolunu tutabilirsiniz.

Plaj adını kentin bohem ruhunu yansıtan yerleşim bölgesi Venice‘den alıyor. Abbot Kinney’in 1905 yılında eğlence odaklı iskeleyi Pasifik Okyanusu’nun aşındırıcı etkilerinden korumak için bir dalgakıran inşa ettirmesi sayesinde plaj günümüzde sörfçülerin en çok ilgi gösterdikleri yerlerin başında sayılıyor.

Venice Beach’te tüm zamanınızı denize girerek veya sörf yaparak harcamak zorunda değilsiniz. Plajın hemen arkasındaki rekreasyon alanında yerel halkı gözlemlemek ve sokak sanatçılarının performanslarını izlemek için ideal Venice Ocean Front Walk bulunuyor.

Eğlenmek, bir şeyler yemek, alışveriş yapmak istediğinizde rotanızı Abbot Kinnet Bulvarı‘na çevirebilirsiniz. Sokak sanatçılarının çalışmaları ile renk kattıkları bölgede, ilgi çekici manzaralar yakalamaya ve romantik anlar yaşamaya niyetlendiğinizde ise soluğu Venice Canal Historic District‘te alabilirsiniz.

Pasifik Okyanusu ile Highway One arasında yer alan 48 kilometre uzunluğundaki sahil şeridini kaplayan Malibu, adını tüm dünyaya Kaliforniya jet sosyetesinin ikamet ettiği bölge olarak duyurmuş.

Gerçekten de sahil şeridinde birbirinden gösterişli çok sayıda konut bulunuyor. Lakin gezginler kentin bu bölgesine öncelikle plajlarından yararlanmak ve doğal güzelliklerini keşfetmek için geliyor.

Eğer yazın Malibu’yu sörf yapmak için ziyaret etmek gibi bir planınız varsa aradığınız ortamı Surfrider Beach‘te bulabilirsiniz. Plajın hemen yanı başındaki Malibu Pier, yediden yetmişe her bireye keyifli anlar yaşayabilecekleri olanaklar sunuyor.

Denize girdikten sonra saatlerce güneşlenebileceğiniz bir plaja ihtiyaç duyuyorsanız, Zuma Beach sizin için daha uygun olacaktır. Point Dume ise kışın göç eden gri balinaları gözlemlemek isteyen doğa tutkunlarının deyim yerindeyse akınına uğruyor.

Konu bölgenin doğal güzelliklerini keşfetmek olunca, yakın mesafedeki Santa Monica Mountains Ulusal Rekreasyon Alanı‘nı atlamamak gerekiyor. Eğer şarapçılığa ilgi duyuyorsanız, tüm bunları boş verip iki saatlik Malibu Wine Hikes‘a katılabilirsiniz.

Lüks alışveriş, yeme-içme ve eğlence seçenekleri hoşunuza gidiyorsa sadece Rodeo Drive ile yetinmeyip Los Angeles gezilecek yerler listenize Beverly Hills‘in tamamını dahil etmenizi öneririm.

1950’li yıllardan bu yana yerleşim bölgesi, zenginlerin ve ünlülerin ikametgâhı olarak anılıyor. Çoğu zaman ikonik hale gelmiş posta kodu olan 90210 ile anılan bölgenin bu kadar popüler olmasında televizyon şovlarının katkısı yadsınamaz boyutlarda.

Bütçeniz yeterince genişse Beverly Hills’te kendinizi fazlasıyla şımartma olanağı bulabilirsiniz. Dünyaca ünlü markaların yanı sıra üst düzey tasarımcıların butiklerinde gönlünüzce alışveriş yapıp sağlıklı yaşam merkezlerinde sunulan masaj ve terapi uygulamaları ile rahatlayabilirsiniz.

Tüm bu aktivitelerden sonra ise Michelin yıldızlı bir restoranda gurme lezzetlerin tadını çıkarabilirsiniz. Alternatif olarak bölgeye geldiğinizde Televizyon ve Radyo Müzesi gibi kültürel mekânlara da yoğunlaşabilirsiniz.

Los Angeles Müzik Merkezi’ne bağlı üç salondan biri olan Walt Disney Concert Hall‘un resmi açılışı 2003 yılında yapıldı. Walt Disney’in eşi Lillian Disney’in isteği doğrultusunda inşa edilen kültürel tesisin mimari tasarımında Frank Gehry’nin, akustik tasarımında ise Yasuhisa Toyota’nın imzası bulunuyor.

Konser salonu, zengin içeriği kadar saykodelik müziğe vurgu yapan ve çelik malzeme kullanılarak yaratılan ihtişamlı mimarisi ile ilgi uyandırıyor.

Walt Disney Konser Salonu‘nu etkinlik takvimine göre uygun olan günlerde ücretsiz olarak gezebilirsiniz. Dilerseniz yapı hakkında detaylı bilgi almak için rehberli turlara da katılabilirsiniz. Yalnız hangi seçeneği tercih edeceğinize karar vermeden önce rehberli turların müzikal organizasyonların sahnelendiği salonu kapsamadığını aklınızda bulundurmalısınız.

1990’lı yılların ortalarına kadar Los Angeles Downtown, iş merkezleri ile dolu ve turistik açıdan gezginlere fazla bir şey vaat etmeyen bir yermiş.

Kent merkezi, günümüzde de ticari hayatın merkezinde yer alıyor. Ancak şimdilerde “Melekler Şehri“nin çok kültürlü, sanata yön veren, eğlence dolu kimliğini yansıtmak konusunda Los Angeles’ın önde gelen bölgeleri arasında gösteriliyor.

Los Angeles’ın gökdelenlerle dolu şehir merkezinde dolaşırken az önce sizlere detaylıca anlattığım konser salonu başta olmak üzere The Broad, Bradbury Binası, Belediye Binası, Union Station gibi simge yapıları görme fırsatı yakalayabilirsiniz.

Bölgede dolaşırken göçmen gruplarının kente nasıl renk kattıklarını anlamak için Little Tokyo ve Chinatown gibi yerleşimleri gezebilirsiniz.

Kent merkezinde ziyaret etmenizi şiddetle önereceğim bir başka kültürel tesis ise Museum of Contemporary Art ya da kısa adıyla MOCA. 1979 yılında kurulan müzedeki göz alıcı koleksiyon, 1940’lardan günümüze kadar yaratılmış çalışmalardan oluşuyor.

Mark Rothko, Joseph Cornell, David Hockney gibi isimlerin aralarında olduğu birçok sanatçıya ait eserlerin sanatseverlerle buluştuğu müzenin ana binası konumundaki Grand Avenue’nun tasarımını ödüllü mimar Arata Isozaki yapmış.

Tüm sergi alanları yer altında olmasına rağmen başarılı tasarımı sayesinde gökyüzü kadar aydınlık olan müzeyi gezdikten sonra biletinizi sakın atmayın. Çünkü aynı biletle müzenin kent merkezi sınırları içerisindeki bir diğer şubesi olan MOCA Geffen‘i ücretsiz ziyaret edebilirsiniz.

 

Article Categories:
Yerler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *